Anasayfa / Güncel / Schengen vizesinde randevu ekonomisi

Schengen vizesinde randevu ekonomisi

Schengen vizesinde randevu ekonomisi

Avrupa Birliği’nin serbest dolaşım alanı olan Schengen bölgesi, son dönemde Türkiye’de yalnızca seyahat planlarını değil, hane bütçelerini de etkileyen yapısal bir darboğazla karşı karşıya. Sorunun odağında artık vize onayı değil, vize başvurusu yapabilmenin ön koşulu olan randevuya erişim yer alıyor. Pandemi sonrası artan talep, sabit kalan konsolosluk kapasitesi ve dijital randevu sistemlerinin kötüye kullanılması, Schengen başvurularını fiilen paralı bir hizmete dönüştürdü.

Nefes gazetesinden Haşim Kılıç’ın haberine göre, pandemi sonrasında Schengen vizesine yönelik talep sert biçimde artarken, büyükelçilik ve konsoloslukların vize birimlerinde personel sayısının aynı ölçüde artırılmaması randevu sürelerini dramatik biçimde uzattı. Bugün Almanya, Fransa ve İtalya gibi yüksek talep gören ülkeler için randevu bekleme süresi altı ayı aşarken, bazı başvurularda bu süre bir yıla kadar çıkabiliyor.

Dijital sistemler, yeni bir aracı piyasayı doğurdu

Ekonomik açıdan bakıldığında sorun, klasik bir arz-talep dengesizliğinin ötesine geçmiş durumda. Randevu arzının sınırlı kalması, özel yazılımlar kullanan şirketlerin sistemleri otomatik olarak tarayıp açılan randevuları saniyeler içinde kapatmasına imkân tanıyor. Böylece bireysel ve ücretsiz başvuru kanalı teoride açık olsa da pratikte erişilemez hale geliyor.

Sosyal medya platformlarında “%100 garantili Schengen”, “5 yıllık vize garantisi” gibi ifadelerle pazarlanan bu hizmetler, gri bir ekonomi alanı oluşturmuş durumda. Estonya, Malta veya Danimarka gibi görece düşük talep gören ülkeler için aynı gün randevu bulunabilirken, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde bu firmaların dahi aylarca bekleme süresiyle çalıştığı belirtiliyor. Yine de bireysel başvuru sahiplerine kıyasla ciddi bir zaman avantajı sağladıkları açık.

Randevu, paket hizmete dönüştü

Bu şirketler yalnızca randevu teminiyle yetinmiyor; seyahat sigortası, konaklama rezervasyonu ve uçak bileti düzenlemelerini de içeren paketler sunuyor. Ekonomik yük burada belirginleşiyor. Resmi vize harcı ve VFS, iDATA gibi aracı kurum ücretleri dışında, ilk başvuru için ortalama 175 avro talep ediliyor. Beş yıllık Schengen vizesi vaadiyle sunulan paketlerde ise bu rakam 600 avroya kadar çıkıyor.

Burada kritik nokta, vize süresinin nihai olarak konsoloslukların takdirinde olması. Şirketlerin sunduğu “garanti” ifadesi, hukuki bir bağlayıcılıktan çok, randevuya erişim vaadini kapsıyor. Buna rağmen, randevuya erişimin neredeyse tamamen paralı hale gelmesi, sistemin sosyal adalet boyutunu tartışmalı kılıyor.

Geçmişten bugüne: Kronik bir sorunun derinleşmesi

Schengen vizesinde randevu krizi yeni değil. Pandemi öncesinde de dönemsel yoğunluklar yaşanıyordu; ancak bireysel başvurular tamamen kilitlenmiyor, bekleme süreleri haftalarla sınırlı kalıyordu. Pandemi sonrası dönemde ise dijitalleşmenin hızlanması, yeterli denetim mekanizmaları kurulmadan otomasyonun yaygınlaşmasıyla ters etki yarattı. Bugün ortaya çıkan tablo, kamu hizmeti niteliğindeki bir sürecin fiilen piyasa koşullarına teslim edilmesi anlamına geliyor.

Son paragrafın özü şu: Schengen vizesi başvuru sistemi, yalnızca seyahat özgürlüğünü değil, gelir dağılımını da etkileyen bir eşik haline gelmiş durumda. Randevuya erişimin ücretli bir avantaja dönüşmesi, Avrupa’nın serbest dolaşım ilkesini teknik olarak değilse bile fiilen sınırlayan yeni bir ekonomik bariyer yaratıyor.

Kaynak: Nefes – Haşim Kılıç

BU HABERLERDE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
EKOVİZYON DERGİ – https://www.ekovizyon.com.tr

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bize Ulaşın!