“İşe alacağız” sözü artık hukuki sorumluluk doğurabilir
Çalışma hayatında son yıllarda giderek artan “iş teklifine güvenip istifa etme” mağduriyetleriyle ilgili dikkat çeken bir yargı kararı çıktı. Yargıtay’ın değerlendirmesi, özellikle beyaz yaka çalışanlar, yabancı personel istihdamı ve kurumsal işe alım süreçleri açısından yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor.
SGK Başuzmanı ve Türkiye Gazetesi yazarı İsa Karakaş tarafından aktarılan karara göre, bir işverenin çalışanı işe alacağı yönünde güçlü güven oluşturması ve bu güven nedeniyle kişinin mevcut işinden ayrılması halinde, süreç tamamlanmasa bile “hukuki sorumluluk” gündeme gelebilecek.
Dosyaya konu olayda dış ticaret alanında çalışan bir uzmanın, başka bir şirketle yaptığı görüşmeler sonucunda yeni iş konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi. Taraflar arasında ön mutabakat sağlanmasının ardından çalışan mevcut işinden istifa etti. Ancak yeni işverenin yabancı personel için gerekli çalışma izni harçlarını yatırmaması nedeniyle resmi süreç tamamlanamadı ve çalışan işe başlatılmadı.
Böylece çalışan yalnızca yeni iş fırsatını değil, mevcut işini ve kıdem haklarını da kaybetmiş oldu.
İlk derece iş mahkemesi, çalışma izni süreci tamamlanmadığı için geçerli bir iş sözleşmesinin kurulmadığına hükmederek davayı reddetti. Mahkeme, yürürlüğe girmemiş bir sözleşmenin feshedilmiş sayılamayacağı ve buna bağlı işçilik alacaklarının oluşmayacağı görüşünü benimsedi.
Ancak dosyanın temyize taşınmasıyla birlikte Yargıtay 9. Hukuk Dairesi farklı bir yaklaşım ortaya koydu. Daire, resmi iş sözleşmesi kurulmasa bile işverenin çalışanda oluşturduğu güven duygusunun hukuki sonuç doğurabileceğine dikkat çekti.
Kararda özellikle “sözleşme öncesi sorumluluk” kavramı öne çıktı. Hukuk literatüründe “culpa in contrahendo” olarak bilinen bu yaklaşım, tarafların henüz resmi sözleşme imzalanmadan önceki süreçte de dürüstlük ve güven ilkelerine uygun davranma yükümlülüğü taşıdığını kabul ediyor.
Yargıtay, işverenin çalışana işe alınacağı yönünde güçlü irade ortaya koyduğunu, çalışanın da buna güvenerek mevcut işinden ayrıldığını vurguladı. Çalışma izni sürecinin tamamlanmamasının ise işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayabileceği ifade edildi.
Dosya yeniden değerlendirilmek üzere yerel mahkemeye gönderilirken, devam eden süreçte Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tazminata ilişkin kararı onadı.
Uzmanlara göre karar, özellikle insan kaynakları süreçlerinde sözlü vaatler, e-posta yazışmaları, teklif mektupları ve işe alım görüşmelerinin artık çok daha dikkatli yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. İş güvenliği ve çalışma hukuku açısından bakıldığında ise bu karar, çalışanların yalnızca işyerindeki fiziksel güvenliğinin değil, kariyer güvenliğinin de hukuki koruma alanına girmeye başladığı şeklinde değerlendiriliyor.
İş hukukçuları, çalışanların yeni bir işe geçmeden önce resmi sözleşme, çalışma izni, ücret paketi ve işe başlama tarihinin yazılı güvence altına alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle yabancı personel çalıştırılan sektörlerde eksik izin süreçleri hem işveren hem çalışan açısından ciddi riskler doğurabiliyor.
Çalışma hayatında güven ilişkisini merkeze alan bu kararın, önümüzdeki dönemde benzer davalar için emsal olarak kullanılabileceği belirtiliyor.










