ABD merkezli düşünce ve analiz dergisi The Atlantic, İran’da rejim değişikliği ihtimalinin 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ilk kez bu denli somutlaştığını savunan kapsamlı bir analiz yayımladı. Makaleye göre, tarihsel olarak devrimlere zemin hazırlayan beş temel koşulun tamamı, neredeyse yarım yüzyıl sonra aynı anda İran’da gözlemleniyor.
Bu değerlendirme, iki haftayı aşan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bildirilen ülke çapındaki protestoların ardından, sıkça dile getirilen kritik soruyu yeniden gündeme taşıdı:
İran İslam Cumhuriyeti çözülme sürecine mi girdi?
The Atlantic yazısı, rejim değişimlerinin tekil olaylardan değil, birbiriyle kesişen yapısal kırılmalardan doğduğunu vurguluyor. Analizde, başarılı devrimlerin ortak paydasını oluşturan beş koşul ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
1. Mali kriz: Paranın çöktüğü yerde meşruiyet de eriyor
İran’daki toplumsal öfkenin merkezinde derin ve kronik bir ekonomik çöküş bulunuyor. Resmî verilere göre enflasyon oranları yüzde 50 bandının üzerinde seyrederken, gıda enflasyonu yüzde 70’i aşmış durumda. İran riyali, yalnızca son bir yılda dolar karşısında yüzde 80’den fazla değer kaybetti.
Tarihsel karşılaştırma çarpıcı:
1979’da 1 ABD doları yaklaşık 70 riyal iken, bugün 1,47 milyon riyal seviyesinde. Bu, ulusal para biriminin yalnızca ekonomik değil, sembolik bir çöküş yaşadığını gösteriyor. Atlantic’in ifadesiyle riyal, artık bir ödeme aracından çok, “günlük umutsuzluk endeksi” işlevi görüyor.
Önceki krizlerden farklı olarak bu ekonomik daralma, yalnızca yoksulları değil; çarşı esnafını, orta sınıfı ve sermaye sahibi kesimleri de aynı anda etkiliyor. Akademik literatürde bu tür yaygınlaşmış ekonomik şoklar, rejimlerin toplumsal rıza üretme kapasitesini hızla aşındıran faktörler arasında sayılıyor¹.
2. Elitlerin çözülmesi: İktidar daralırken rejim yalnızlaşıyor
Devrim teorilerinde ikinci kritik eşik, rejim içi elitlerin bölünmesi olarak tanımlanıyor. İran örneğinde bu süreç, sessiz ama derin bir kopuşla ilerliyor.
1979’da geniş ideolojik koalisyonlarla kurulan İslam Cumhuriyeti, bugün fiilen tek merkezli bir iktidar yapısına indirgenmiş durumda. Kurucu kadroların neredeyse tamamı ya ev hapsinde, ya siyasal sistemin dışına itilmiş ya da kamusal alandan silinmiş halde.
Eski başbakan Mir Hüseyin Musevi hâlâ ev hapsinde; reformist lider Muhammed Hatemi tam bir medya ambargosuyla karşı karşıya. Eski cumhurbaşkanları Mahmud Ahmedinejad ve Hasan Ruhani ise sistemin karar alma mekanizmalarından dışlanmış durumda.
Ekonomik açıdan daha kritik olan kırılma ise çarşı sınıfında yaşanıyor. 1979 devriminin omurgasını oluşturan bu kesim, son yıllarda İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) kontrol ettiği askerî-ekonomik yapılar karşısında sistem dışına itildi. Bu dönüşüm, rejimin geleneksel destek sütunlarından birini potansiyel muhalefet alanına çevirmiş görünüyor.
3. Geniş tabanlı muhalefet: Parçalı ama yaygın
İran, üçüncü kriter olan toplumsal muhalefetin genişliği açısından da dikkat çekiyor. Son on yılda tekrarlayan protestolar; işçilerden kadınlara, etnik azınlıklardan küçük esnafa kadar neredeyse tüm sosyoekonomik grupları kapsadı.
Bu hareketler çoğu zaman eşgüdümlü değil; ancak ortak payda net:
adaletsizlik, ekonomik dışlanma ve siyasal baskı.
The Atlantic’e göre muhalefetin önündeki temel eşik, bu yaygın öfkeyi hoşnutsuz elitlerle kalıcı bağlara dönüştürüp dönüştüremeyeceği.
4. Direniş anlatısının değişimi: “Normal bir hayat” talebi
Dördüncü koşul, ikna edici ve kapsayıcı bir anlatının ortaya çıkması. İran’da bu anlatı, rejimin pan-İslami devrim söyleminin yerini alan seküler ve düzeltici bir milliyetçilik etrafında şekilleniyor.
“Amerika’ya ölüm” gibi sloganların yerini alan yeni ifade biçimi basit ama güçlü:
“Yaşasın İran.”
Bu söylem, yalnızca ideolojik bir değişim değil; aynı zamanda İran’ın bölgesel vekâlet savaşlarına ve dış politika önceliklerine yöneltilmiş bir toplumsal itiraz niteliği taşıyor.
Nüfusun büyük bölümünün 1979 sonrası doğmuş olması, talebi daha da sadeleştiriyor:
“Zendegi-ye normal” — normal bir hayat.
Bu kavram, akademik çalışmalarda otoriter rejimlerin çözülme sürecinde sıkça vurgulanan “gündelik yaşamın siyasallaşması” olgusuyla örtüşüyor².
5. Uluslararası ortam: Yalnızlaşan rejim
Son koşul, dış dünyanın tutumu. Analize göre İran, bugün stratejik olarak son derece yalnız bir konumda. Son yıllarda bölgesel müttefiklerin zayıflaması ve küresel güçlerin dikkatinin başka alanlara kayması, Tahran’ın manevra alanını daraltıyor.
The Atlantic, özellikle ABD’nin önceki dönemlere kıyasla daha açık ve caydırıcı mesajlar verdiğine dikkat çekiyor. Bu durum, rejimin dış destek beklentisini azaltırken, iç baskıların maliyetini artırıyor.
Genel değerlendirme
Tarihsel örnekler, devrimlerin “kaçınılmaz” olmadığını; ancak belirli eşiklerin aynı anda aşılması halinde olasılıkların hızla arttığını gösteriyor. The Atlantic’in çerçevesi, İran’ın bugün bu eşiklerin neredeyse tamamında kritik bir kesişim noktasına yaklaştığını savunuyor.
Bu tablo, kısa vadede rejim değişimi anlamına gelmeyebilir; ancak ekonomik sürdürülebilirlikten siyasal meşruiyete kadar birçok alanda geri dönüşü zor bir kırılmaya işaret ediyor.
Kaynak: The Atlantic analizi üzerinden Gazete Oksijen aktarımı
Foto: Al-Monitor
Dipnotlar
¹ Goldstone, J. Revolutions: A Very Short Introduction, Oxford University Press
² Bayat, A. Life as Politics, Stanford University Press
BU HABERLERDE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
EKOVİZYON DERGİ – Ekovizyon.com.tr
👉 https://www.ekovizyon.com.tr










