New York’un kalbi SoHo’da bu kış tanıdık bir koku yayılıyor. Hamdi Ulukaya, Türkiye’de kış aylarında sokak kültürünün önemli bir parçası olan kestane geleneğini New York’a taşıdı. Chobani Cafe’nin önünde kurulan kestane arabasıyla Anadolu’nun kış geleneği SoHo’da New Yorklularla buluşuyor.
Sokaklarda görülen klasik kestane arabasının birebir aynısı olarak hazırlanan ve Anadolu’ya özgü bir sokak kültürünün New York’ta gururla temsil edildiğini gösteriyor.
Anadolu’da kış aylarında bir araya gelmenin ve sohbetin simgesi olan kestane, bu kez SoHo sokaklarında günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Anadolu kültürüne ait bu gündelik gelenek, New York’ta farklı bir bağlamda karşılık bulurken, yalnızca bir yiyecek olarak değil; paylaşmanın, mevsimle kurulan ilişkinin ve sokakta yan yana gelmenin ifadesi olarak sunuluyor.

Chobani Cafe’nin Aralık ayına özel menüsünde yer alan bir diğer dikkat çekici lezzet ise salep. Süt, gül suyu, tarçın ve Antep fıstığıyla hazırlanan bu geleneksel içecek, Andolu’nun yüzyıllardır süregelen kış içeceklerinden birini New Yorklularla buluşturuyor. Böylece salep, Anadolu’nun hafızasını, mevsimle kurduğu ilişkiyi ve sıcaklık duygusunu kilometrelerce öteye taşıyor.
Chobani Cafe’nin Aralık ayına özel hazırladığı içeceklerden elde edilen tüm gelir ise New York’ta faaliyet gösteren Lower Eastside Girls Club adlı sivil toplum kuruluşuna bağışlanıyor. Böylece Anadolu’dan ilham alan bu kış deneyimi, yerel topluma katkı sağlayan sosyal bir faydaya da dönüşüyor.
Geçmişte küresel markaların yerel kültürlere yaklaşımı çoğu zaman yüzeysel ve pazarlama odaklı olurken, Ulukaya’nın yaklaşımı daha kişisel ve anlatı temelli bir çizgide ilerliyor. Kestane arabası ve salep menüsü, büyük bütçeli kampanyalardan ziyade, gündelik hayatın küçük ama anlamlı anlarına odaklanan bir marka hafızası yaratıyor.

Hamdi Ulukaya ve Chobani’nin kısa hikâyesi
Hamdi Ulukaya, Doğu Anadolu’dan ABD’ye uzanan göç hikâyesini 2005 yılında New York eyaletinde kapanmak üzere olan bir yoğurt fabrikasını satın alarak girişimciliğe dönüştürdü. Türkiye’de alışık olunan süzme yoğurt geleneğini Amerikan pazarına uyarlayan Ulukaya, Chobani markasını kısa sürede ABD’nin en büyük yoğurt üreticilerinden biri haline getirdi; marka, “Greek yogurt” kategorisinin yeniden tanımlanmasında belirleyici rol oynadı. Chobani bugün yalnızca bir gıda şirketi değil, göçmen emeği, yerel üretim ve sosyal etkiyi merkeze alan bir iş modeliyle anılıyor. Türkiye ile kurduğu sembolik bağlardan biri ise Chobani’nin Fenerbahçe Spor Kulübü’ne verdiği sponsorluk desteği oldu; bu adım, markanın küresel ölçekli ticari başarısını yerel aidiyetle buluşturan nadir örneklerden biri olarak öne çıktı.
BU HABERLERDE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR










